Perish

showslow:

Artist Sagaki Keita was born in 1984 and lives and works in Tokyo. His densely composited pen and ink illustrations contain thousands of whimsical characters that are drawn almost completely improvised. I am dumbstruck looking at these and love the wacky juxtaposition of fine art and notebook doodles. (via Colossal)

Arkadaşım kantinden yemek aldığında o yemek benimde oluyor.Vermemekte ne demekmiş.

image

rapunzelinsactutami:

yagmuradam:

“Yoruldum, patron. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. Yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım. Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri. İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım. Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun?”


  - Yeşil Yol

ÇOK ERKEN GİTTİN. GERÇEKTEN

benseniyearim:

Bunlar hep boyalı şeyler 

benseniyearim:

Bunlar hep boyalı şeyler 

YAŞARsın Yani

Sabahın köründe daha kuşlar yuvalarından yeni uçmaya uyanmaya başladığı anlarda bir insanın ölüm haberi… Öyle bir şeydir ki bu, kafandan aşağı kaynar suların akması bu demektir… Zordur kaldırmak ama giden giderken bile hayatına devam edersin. Bak işte böyle.

Mümkünse

Yeni gelen birinin birden bire yok oluşu işte. Hemde birden bire açıklaması olmadan. HEY evet anahtar kelime HEY olmalı. Başta sadece hiçlik ifade eden bir şey olmalı. Sonradansa mutlulukları tarif edecek bir durum. Özellikle bugün, aynı saatte, aynı yerde, aynı şeyler, farklı bir sonuç belki. Yapmak zorunda olduklarımız ve yapacaklarımız. Sonra ise neden konuştuğumuz şeylerin böylemesine yön aldığı. Ve geri kalan kısmının neden böyle geçeceği.

En azından veda içeren küçücük bir ‘hoşçakal’ ama büyük şeyler ifade eden. Aslında o HEY kelimesi gerçekten ait olduğum şehirden. Bana can veren yerden, güzel insanlardan, iyi birinden, belkide o hoşçakal bu yüzden bu kadar önemli sanki orayla olan bağın kopmuşçasına…

Ah her neyse… Umursadıklarımız ve umursamadıklarımız. Bence bir gün karşılaşıcaz biz evet evet kesinlikle. Tam da sözleştiğimiz yerde yakıcam o ateşi ben merak etme ama gelip gelmemek sana kalmış. Hayatımın istediğim gibi yön alması gerektiği gün o ateşi yakıcam ben söz. Uzaklarda bir yerlerde bir ışık demeti var evet. 

İşte aynı şeyler… HEY değil mi evet HEY. Sonra neydi giderken de 5…4….3….2…1.25….1…0! 0 Bir hiçtir,yok oluştur,gidiştir. Öyleyse 5…4…3…2…1…

Hüzünlü bir şarkı ama içinize mutluluk ve huzur veren biteceğini bildiğin halde dinlemeye doyamazsın.Biliyordum mutluluk vericiydi ama şuan içim huzur dolu.

lifeisabeautifulstruggle:

1. Every girl is beautiful. It just takes the right guy to see it.

I´m going to read this every day.

2. You never know where the next miracle is gonna come from, the next smile, the next wish come true.

I LOVE This! Every boy needs to be reminded of this!

3. We all have the potential to fall in love a thousand times in our lifetime. It’s easy. the last guy I love…

Tel Örgüler

Hayatımızda her gün yerine oturmayan bir şeyler çıkıyor sanırım. Mesela şuan gerçekten istediğim bir sürü şey var. Sanırım insanın yapacak hiçbir şeyi olmadığı zamanlarda ortaya çıkıyor bu eksiklikler.

Şöyle ki burada hayat yeşil ve mavinin üzerine kurulmuş. Mavi öyle bir mavi ki deniz yanında halt etmiş size tarif edemem ciddi anlamda insanın içinde duygular uyandıran bir mavi. Onun adı gökyüzü.

Yeşil öyle bir yeşil ki. Her tonunu görebilirsiniz.

Hayat burada muhteşem örneğin siz orda sıcakla sevişirken burada yaşayanlar uyurken yorgan kullanıyor. 12 ay kış gibi tek fark var yazın sadece kar yağmıyor. Gece saat 2 den sonra fırtına çıkıp kabuslarımıza jenerik olurken sabah güneşli bir hava uyandırıp hayallerimize destek oluyor.

Yeşilin milyon tane tonunu keşfettim burada. Uzun yıllardan beri ilk kez bu kadar yalnız kalmayı başarabildim. Telefonunda çekmediğini fırsat bilerek kilometrelerce yürüdüm. Ve sonunda hiç ev göremeyeceğimi anladığım bir yoldan sağa saptım. Bir an güneşi tutabileceğimi düşündüm. Bulutlarla bakışıp arılarla ve renkli kelebeklerle konuşup dertleştim. Elime de bir sopa aldım. Gerçekten yalnız kaldığımı anladığımda oturdum bir kenara ve sahip olduklarımı düşündüm. Güneş, bulutlar, ağaçlar, papatyalar, bitkiler, arılar, kelebekler, taşlar, ve sonunda ne olduğunu bilmediğim; belki de Türkiye deki dağların etekleri boyunca uzanan şu toprak yol. Birileri gelmiş buralara belli; yol üzerinde gördüğüm ağaçların çoğunda birlerinin adı yazıyor. Tabiat onları kötü hatırlayacak o gelenlerde sahip olmuş buralara evet. Ama onlar sahip oldukları bu yüce şeye göz yumup koca bir heyecanla kötü davranmışlar ‘’bir adım kalacak geriye’’ misali har vurup harman savurmuşlar hoyratça. Farkına varmamışlar ki aslında onlardan sonra bu tabiata başkaları da sahip olacak. Akıllı sahiplerden biri veya birkaçı yolun belli bir kısmından sonrasına tel çevirerek gözlerimizi korkutacaklarını sanmış. Ancak bu beni ve gerçek şeyleri görmek isteyenleri yıldırmamalı diye düşündüm çünkü belli ki ilerde muhteşem bir şey var ki adam kapamış yolu. Girdim oradan ötede çok daha ileride gerçekten görülmeye değer bir yer buldum. Yolun sağında kocaman bir çayır dağın eteklerinden yüksekliğin son bulduğu noktaya kadar uzanıyor. Sağındaysa ucu görülmeyen bir sarılık var papatya bahçeleri… Fotoğrafı çekilmeye değer. Erkekler size diyorum Adriana Lima’dan bile güzel ve 90-60-90 ölçüleri olan bir yerdi. Tanrı yarattığı yerin bu kısmı için çok özenmiş sanırım kendi için ayırmış. Bir süre sonra tarlaların etrafındaki tel örgüleri görmemek  gerçekten insana özgürlüğün ta kendisini anımsatabiliyor. Hissettiğimiz bağımlılık sadece fiziksel veya görsel. Ama bir kelebek kimsenin olmadığı bir yerde gerçekten özgür olduğumu ve aslında istediğim o şeylerin tamda bu olduğunu ve kendisini dinlemem gerektiğini söyledi.

Kimsenin olmadığı yerlerde sadece böceklerle, bitkilerle,ağaçlarla, bulutlarla, gökyüzüyle, suyla ve güneşle konuşabilirsiniz. Ve size gerçekleri sadece onlar söyler. Yanımda sadece fotoğraf makinesi varken onun yaşadıklarıma ve hissettiklerime karşı kocaman bir kanıt olduğunu fark ettim. Kendi yankıma kendim cevaplar verdim sonra. Orada mutlu ve özgür olarak yaşadım ve sonra fark ettim ki gülerken ve gerçekten mutluyken gözlerim gerçekten çizgi gibiler. Kendimi ilk kez çektiğim fotoğraflarda böyle gördüm. O sahip olduğum her yerinden ‘’şololoların’’ aktığı sevimli yerde koskoca  4 saat geçirdim.

Farkına vardığım bir çok şey var. Havyanları düşündüm. Doğal ortamdaki hayvanların bazen neden bu kadar saldırgan olduklarını. Bir kelebek yardım etti bana. Çünkü onlar sahip oldukları o büyük yerin tahrip edilmesinden çok korkuyorlarmış. O yaşadıkları yerin yok olmasına dayanamazlarmış. O özgür oldukları tek yerin yok olmasıyla onlarında yok olacaklarını unutmamamız gerekirmiş. O kelebeği o kadar sevdim ki. Sanırım o kelebeğin adı iç ses…

Bir ağaç gördüm. Belli ki uzun yıllardır orada öylesine durmuş, kökünden dallarına kadar bu manzaraya hayran hayran bakıp, esen o rüzgarla sallanıp kuşlara senfoni orkestrası kuruyor arkadaşlarıyla her yaz. Yanına yaklaştım iki gövdeye ayrılmış kollarının sağ tarafına oturdum manzaraya karşı. Sanki bir insanın oturabilmesi için o şekilde ayrılmış gibiydi. Yaslanıp kollarımı sardım gövdesine ve gövdesinin damarlarında dolanan suyun sesini dinledim. O kadar sessiz, o kadar asil ve huzurlu akıyordu ki sanki… Bir an öldüğünü bile düşündüm. 7-8 metre uzanan dallarının arasından görebileceğimiz o ufacık şeye güneş adını vermişler. Her güzelliğin bir sonu var demişler ya.

Küçük beyaz noktalı kelebeğinle konuşmama izin verdiğin için çok teşekkürler. Ama artık ayrılık vakti küçük cennet çünkü senden çok çok uzaklarda kocaman bir aptallık krallığı var. İnsanların birbirine kötü davranıp, ezmeye çalıştığı, paranın kulu köpeği olunduğu, asıl güzelliğin sen olduğunun unutulduğu bir saltanat var. Bana o aptal sistemi  4 saatliğine de unutturmuş olduğun için sana çok minnettarım. Sahip olduğun her şeye sahip çıkmaya devam et. Onları sakın o güzelliğinle ezmeye kalkma çünkü onlar olmasaydı bu kadar güzel ve etkileyici olamazdın. SANIRIM SENİNLE GEÇİRDİĞİM O SÜRENİN VE SENİN O GÜZELLİĞİNİN ARDINDAN SADECE ÜÇ NOKTA GELİR.

Tiner Kadar Uçucu

Yaşadığım süre boyunca benliğimi içeriyor bu kent, insanların kalbi, sevdiklerimin beyni ve sevgisi… Ben gittiğim zaman bedenen herhangi bir yere; yokluğuma alıştığınızda, yerimi dolduran birilerini bulduğunuz da ve artık sizi unuttuğum düşüncesini beyninize ve kalbinize yerleştirdiğiniz zaman hiçbir önemim kalmayacak. Zamanında belki sadece hayatınıza birkaç tavsiye de bulunmuş, birkaç söz söyleyerek sizi etkilemiş, belki de varlığımla sizin yapacaklarınıza ve sevdiğiniz şeylere mani olmuş bile olabilirim.

Bu sizi üzmesin çünkü yaptıklarımla ve düşündüklerimle, bedenen ve hatta ruhen tam da hak ettiğim yerdeyim. Varlığım bu hayattan sadece oksijen götürmüşte olabilir, belki güzel sevgi sözcükleri küçük gülümsemeler ve fotoğraf kareleri bırakmıştır belki de kızgınlıklar, göz yaşları, yanında ufacık mutluluklar, önemli eşyalar, küçük en küçüğünden hatıralar. O kadar küçükler kii varlığımı gösteren veya yaşadığımı gösterecek olan birkaç şeyden birisi bu ağda bıraktığım hesaplar ve bıraktığım anılar olacak. Benden sonrakiler kim olduğumu bile bilmeyecek.

Koskocaman dünyanın üzerinde küçücük bir nokta olarak bile gözükmüyorum çünkü, uzaydan baktığınız zaman… Bu dünyadan yaşadıklarım, hissettiklerim, dinlediklerim, yaptıklarım, sevdiklerim ve geri kalan tüm kötü şeylerle ve yapacaklarımla ayrılacağım. Kimse kimin hakkında gerçekten ne düşündüğümü bilmeyecek. Çünkü bazen hissettiklerim yaşımın bile birkaç katı uzunluğunda anlatılacak zamana ihtiyaç duyuyor. Yaşadıklarımın ağırlığı da kantarların bile tartamayacağı ağırlıklara sahipler, hissel veya duygusal değil bedenen ve ruhen. Bu yüzden hayatımı sadece iyi değil sadece mutlu yaşamaya bakıyorum maddesel anlamda yapacaklarım kalacak bir tek geriye. Banaysa sadece yaşanmışlıklarım anasını satıyım o kadar.

Bu dünyanın üzerinde bir nokta bile değilken o büyüklüğünüzden yüceliğinizden söz etmeyin. Hepimiz geçiciyiz. Tiner kadar uçucuyuz her birimiz; 7 milyar insan yaklaşık uçup gidicez birbirine yakın zaman aralıklarında. Ayrılıklar hep uçucudur zaten..

Yok oluşlarımız bile uçuca sen ölürsün, ben doğarım; sen kahrolursun, ben sevinirim..

romantikodun:

Bazen her şeyi bırakıp çekip gitmek geliyor içimden Sonra cüzdanıma bakıyorum yol parasının olmadığını görünce geçiyor.

romantikodun:

Bazen her şeyi bırakıp çekip gitmek geliyor içimden Sonra cüzdanıma bakıyorum yol parasının olmadığını görünce geçiyor.

budabenimfotoblogum:

Anıları silemezsin.

budabenimfotoblogum:

Anıları silemezsin.

Birbirini sevmenin bile milyar tane yolu var

       Küçücük şeylerden mutlu olmak gerek aslında, yüzünde sürekli gülümseme olması gerek. O kadar çok seyimiz var ki mutlu olmak için. Ama mutlu olurken de birilerini kırmadan hareket etmemiz gerekiyor. Ben deniyorum… Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ne insanları kırmak istiyorum ne de birilerinin mutluluğuna mani olmak istiyorum. ben herkes gülsün istiyorum. Çevremdeki insanlar mutlu olabilsinler.

      Hiç denemedim hem de hiç denemedim birilerinin yoluna takoz olmayı. Birilerinin dümdüz ettiği asfalt yola taş gibi yuvarlanmayı. Hatta hayal bile etmedim. Edemem. Birisi mutsuzken mutlu olamam. Birine yardım etmezsem beynim darda kalır, günlerce uyuyamam. Birileri sevmezse aradaki kıskançlığa dayanamam. Ben bunu yapamam ve ben birilerinin ne durumda olacağını düşünmeden kendi başıma kararlar veremem.

     Bu yaşam tek bir kişiden yönetilmiyor. Bizler bu gemiyi beraber yüzdürüyoruz.Çevremde bir şeylerin farkına varabilmemi sağlayacak o kadar çok unsur var ki… Milyarlarca hayat var, milyarlarca hüzün, milyarlarca duygu ve yüz ifadesi var ve de milyarlarca gülücük var. Birbirine sevmenin milyar tane yolu var sevgiyi gösterebilmenin de ve milyarlarca arkadaş var siz iyi olun diye varlar.Onlar hayatlarını insanların gülücükleriyle kaplıyorlar. 

     Belki de bizden milyonlarca var. Farkına varabilmek için empati kurmak gerekiyor işte. Birileri mutlu olsun yeter ben mutlu olsam kaç yazar mutlu bir ortamda zaten varsam ve çevremdekileri mutlu ediyorsam?

Aptallara Not

Gerçekler var..sadece tek bir fotoğraf karesine sığabilecek kadar küçük ama hayatınızı doldurup taşıracak kadar büyük anlamlar içeren gerçekler. Bazıları karşısındakini salak yerine koyar. Ve genelde karşısındaki insanların da beyni var. O kadar sığ düşünceler ki sahip olduklarının. Farkında değiller söyledikleri yalanların birilerini incittiğinin. Lafta sadece kendi ütopyalarında, kendi hayal sahnelerinde yalanlarıyla dostmuşçasına yaşıyorlar. o kadar çok insan var ki çevremde kendini yalanlarının pençesine kaptırmış ve bazen ben de onların içine dahil olabiliyorum. İnsan bazen bir durmalı yani değil mi. napıyorum ben la demeli.. İstedikleri kadar yalan söyleseler de, istedikleri kadar ‘evet, ben de, yaptım tabi, tabi dinledim, benim de başıma geldi…..’ dese de kendini kandırır, kendi hayatının içine sıçar sadece.Yaşamadan nerden bileceksin ki lan, yapmadığın şeyi nerden bileceksin?

Çıkarılacak Not: Karşınızdakini aptal sanmayın..